Interregnum

Gördüklerim, duyduklarım, düşündüklerim…

Bir Hukuka Uygunluk Sebebi Olarak İklim Değişikliği*

Greenpeace-protesters-on--001Son günlerde İngiltere’de hukuk adına da çevre adına da son derece ilginç gelişmeler yaşanıyor. Belki hatırlanacaktır, İngiltere başbakanı Gordon Brown’un ülkenin güneydoğusundaki Kent’te kurulması planlanan yeni kömür santraline onay vermesini engellemek isteyen çevreci bir grup, 8 Ekim 2007 tarihinde aynı bölgede yer alan ve kömürle çalışan Kingsnorth enerji santralinin bacasına tırmanmıştı. Greenpeace üyesi altı kişilik grup (Kingsnorth altılısı), her gün 20 bin ton karbondioksit salımı gerçekleştiren santralin 200 metre yüksekliğindeki bacasına çıkarak başbakanın ön adını yazmış ve enerji üretimini de durdurmaya çalışmıştı[1] Eylemciler daha sonra polis tarafından gözaltına alınmıştı. Greenpeace enerji kampanyası sorumlusu Robin Oakley, Alman şirket E.ON tarafından kurulması planlanan yeni kömür santralinin 50 yıl boyunca yılda 10 milyon ton karbondioksit salımı gerçekleştireceğini ve bunun da İngiliz hükümetinin iklim değişikliğine karşı karbondioksit salımını azaltma planlarına aykırı olduğunu belirtmişti.

Sıradan bir sivil itaatsizlik eylemi gibi gözüken Kingsnorth eyleminin hukuksal açıdan önem kazanmasına neden olansa, santralin bacasına yazı yazarak 30 bin pound (yaklaşık 53 bin dolar) zarara[2] sebep oldukları gerekçesiyle haklarında açılan davada altı eylemcinin tümünün beraat etmesidir. Beraat gerekçesi ise eylemcilerin meşru savunma halinde[3] bulunmaları. Maidstone Kraliyet Mahkemesi’nin 11 Eylül 2008 tarihinde verdiği karar, çevre örgütleri ve ekolojistler için son derece önemli.

Hukuksal Süreç[4]

Kingsnorth altılısı, eylemlerinde temel bir hukuka uygunluk sebebi olduğunu iddia etti: Meşru savunma! Kingsnorth altılısı ifadelerinde, santralin bacasına çıkıp “GORDON” yazarak ve üretimi durdurmaya çalışarak, dünya üzerindeki çeşitli mülke zarar veren iklim değişikliğinin en önemli nedenlerinden kömür yakımını engellemeye çalıştığını iddia etti. Bir başka deyişle eylemciler, başkalarının mallarını korumak adına, tehlikenin kaynağını durdurmayı amaçlamıştı. Bu, bir mahkeme önünde iklim değişikliğinin bir hukuka uygunluk sebebi olarak kullanıldığı ilk örnek oldu.

Dava sürecine bakarsak, Savcı John Price, eylemin hukuk içerisinde sayılmasının mümkün olmadığını, bir eylemin hukuk içinde yapılması için çeşitli yöntemler olduğunu ancak santralin bacasına çıkılarak hukuk dışılığa geçildiğini iddia etmişti. Kısacası, suç çizgisinin bilerek ve isteyerek aşıldığını, dolayısıyla sivil itaatsizlik eyleminin gerçekleştiğini belirtmişti. Bilindiği üzere, sivil itaatsizlik eylemlerinin belirli kriterleri bulunmaktadır. Bunların başında da eylemin yasaya aykırı olması gelir. Söz konusu aykırılık eylemci tarafından bilinir ancak kanun, ahlakî motivasyonla, bilerek ve istenerek çiğnenir. Burada amaç yasanın veya ihlal edilen yasağın meşruiyetinin sorgulanmasını sağlamaktır.[5]

Mahkeme, dava sürecinde çeşitli iklim değişikliği uzmanlarını dinledi. Bunların arasında yer alan NASA Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Prof. James Hansen mahkemede, Kingsnorth santralinin günde 20 bin ton karbondioksit salarak dünya üzerindeki 400 canlının neslinin tükenmesine neden olduğunu ifade etti. Kömürün yakılmasıyla oluşan kirliliğin boyutlarını bir rapor[6] eşliğinde sunan Hansen insanlığın büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu belirtti ve birilerinin öne çıkıp “artık daha fazla kömür santraline hayır” demesi gerektiğini söyledi.

Savunma makamı, iklim değişikliği nedeniyle zarar gören veya görecek olan mülklerin bir listesini de mahkemeye sundu. Buna göre, iklim değişikliğine bağlı olarak yükselecek deniz suyu nedeniyle kömür santralinin yapılmasının planlandığı Kent bölgesi, Pasifik adalarından Tuvalu ve Grönland büyük tehdit altındaydı. Ayrıca Arktika ve Antartika’daki Larsen B buzulu ile Bangladeş ve New Orleans kentinin kıyı bölgelerinin de Kingsnorth santrali nedeniyle zarar gördüğü aktarıldı.

Davada görev alan 12 kişilik jürinin çoğunluğunun görüşü, Dünyanın çeşitli bölgelerinde zarar neden olan iklim değişikliğinin bir meşru savunma nedeni yarattığı yönünde oldu. Davayı özetleyen yargıç David Caddick, davadaki esas sorunun eylemcilerin bir yasayı çiğneyip çiğnemediği değil, bir hukuka uygunluk sebebine sahip olup olmadıklarının tespiti olduğunu belirtti. Yargıç, jürinin eylemi, başkasının malını korumak için acil ve kaçınılmaz olarak gördüğünü açıkladı.

Kararın Ardından Yaşananlar

Karar, Greenpeace örgütü tarafından büyük bir memnuniyetle karşılandı. Jürinin kararını açıkladığı 10 Eylül 2008 günü örgüt tarafından “olağanüstü bir gün” olarak tanımlandı. Greenpeace’in web sayfasında, kararın eylemcileri akladığı, bu yolla da aslında kömürün mahkum edildiği ifade edildi. Ayrıca örgüte göre jüri, iklim değişikliğine neden olan kömür yakımına karşı doğrudan eylem yapma hakkının varlığını kabul etti.[7]

Kararın en önemli etkisi, kömür santralini kurmakta kararlı gözüken Gordon Brown’un kabinesinde yaşandı. Özellikle karbon salımındaki yüksek rakamlar nedeniyle Çevre Bakanı Hilary Benn ve selefi David Miliband, 1 milyar pound’luk yeni santral projesine karşı tutumlarını açıkça ortaya koydu. Bu tepkiler üzerine söylemini yumuşatan Başbakan Brown, “temiz kömüre[8] yatırım”dan bahsetmeye başladı.[9]

Nobel Barış Ödülü sahibi Al Gore ise kararı memnuniyetle karşılamanın ötesine geçti: Gençlere, kurulacak yeni kömür santrallerine karşı sivil itaatsizlik çağrısı yaptı. Karardan beş gün sonra New York’ta katıldığı bir toplantıda gençlerden, karbon yakalama kapasitesine sahip olmayan yeni kömür santrallerinin yapımını engellemesini isteyen Al Gore, “Dünyanın geleceğiyle ve bu konuda ne yapılıp ne yapılmadığıyla ilgilenen bir gençsen, sivil itaatsizlik zamanı aşamasına geldiğimize inanıyorum” ifadesini kullandı.[10]

Sonuç

Al Gore, gençleri sivil itaatsizlik eylemlerine çağırsa da, Maidstone mahkemesinin kararının ardından, iklim değişikliğini durdurma saikiyle verilen zararlar artık sivil itaatsizlik eylemi adlandırılmamalıdır. Çünkü bu tür eylemler artık meşru savunma amacıyla yapılmış sayılmalı ve suç hiç bir zaman oluşmamış kabul edilmelidir. Maidstone Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar, kömür santrallerinin çalışmasının ve kurulmasının engellenmesi eylemlerini suç olmaktan çıkarmış ve ekoloji hareketini yeni bir boyuta taşımıştır.

Kingsnorth altılısıyla ilgili kararın beraat yönünde çıkmasındaki ana etmen, kanaatimizce, iklim değişikliğinin kendisini her gün daha fazla hissettiriyor olması. Buzullar eriyor, fırtınalar daha güçlü ve aniden oluşuyor, deniz seviyesi yükseliyor, kuraklık artıyor ve insanlık geri dönüşü olmayan bir felakete doğru sürükleniyor. Ve bu felaketi yaratan neredeyse sıfır karbon salımı gerçekleştiren küçük ada ülkesi Tuvalu değil. Batı’nın petrole (ve kömüre) dayalı yüksek üretim ve tüketim düzeyinin yarattığı küresel ısınmanın ilk kurbanları açlıktan ve sellerden kırılan masum ülkeler oluyor.[11] Tuvalu’yu başka ülkeler izleyecek. Ardından bütün Dünya iklim değişikliğiyle büyük bir yıkıma sürüklenecek. Maidstone mahkemesi, bu yıkıma bütün Dünya adına dur demek isteyen insanlara çok güzel bir dayanak verdi.

İngiltere’de yaşanan Kingsnorth olayının benzerleri sık sık ülkemizde de yaşanmakta. Çünkü Türkiye’de de Greenpeace ve benzeri örgütler iklim değişikliğine karşı çeşitli eylemlere girişmekte ve bunlardan bazıları tutuklamalarla sonuçlanmakta. Son olarak, yine Greenpeace örgütü, Türkiye’de kurulması planlanan 40 adet kömür santralini protest etmek için Adana’nın Yumurtalık ilçesinde kömür taşıyan gemilerin yanaştığı platforma tırmanarak yükleme işlemini belirli bir süre için bloke etti.[12] Eylemin neden olduğu zarar dolayısıyla örgüte ceza kesildi. Platforma tırmanan dört eylemci serbest bırakıldı ancak davaları sürüyor.[13] Maidstone mahkemesinin kararı, bu davada Türk mahkemesine de örnek teşkil etmelidir. Kanımızca, aynı yönde bir karar vermek için mevzuat açısından Türk yargıçlarının önünde bir engel bulunmamaktadır. Ancak acaba yargıçlarımız kömürün enerji üretmek için ne kadar kirli ve sebep olduğu iklim değişikliğinin ne kadar “açık ve yakın bir tehlike”[14] olduğunu biliyor mu, işte asıl mesele budur.

Serkan KÖYBAŞI

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi

Yeşiller Partisi Beyoğlu İlçesi Eş Koordinatörü


* Güncel Hukuk Dergisi, Sayı 11-59, Kasım 2008

[1] http://www.guardian.co.uk/environment/2007/oct/08/climatechange.energy, 30 Eylül 2008 tarihinde ziyaret edilmiştir.

[2] İngiliz hukuk sisteminde verilen bu tür zararlara “criminal damage” adı verilmektedir.

[3] Karar orijinalinde dayanak olarak kullanılan terim “lawful excuse”dür. 1971 tarihli İngiliz Cezaî Zarar Kanunu’nun (http://www.opsi.gov.uk/acts/acts1971/pdf/ukpga_19710048_en.pdf, 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edilmiştir.) ilk maddesine göre başkasına ait bir malı yok eden veya ona zarar veren kişi suçludur, meğer ki bir “lawful excuse” sahibi olsun. Söz konusu terim İngiliz hukukunda, mala karşı işlenen eylemlerde hukuka uygunluk sebeplerinin tümünü kapsar şekilde kullanılmaktadır. Bunun içine mal için ve üçüncü kişilerin malı için meşru savunma da girmektedir. İngiliz hukukundaki “Self-defense” kavramı ise yalnızca hayata karşı meşru savunmaları kapsar. (Bknz: http://en.wikipedia.org/wiki/Self-defense_(theory), 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edilmiştir.) Makaleye konu olan olay, üçüncü kişilerin mallarına zarar veren ve yakın gelecekte de vermesi muhtemel bir tehlikenin kaynağına karşı yapılmış bir eylemdir. Dolayısıyla, kanaatimizce bu durum, Türk hukukunda “üçüncü kişilerin malı için meşru savunma” (Türk Ceza Kanunu madde 25/1) kapsamındadır.

[4] Dava süreci için bknz: http://www.guardian.co.uk/environment/2008/sep/11/activists.kingsnorthclimatecamp, 30 Eylül 2008 tarihinde ziyaret edildi.

[5] Sivil itaatsizlik eylemlerinin kriterleri için bknz: Şükrü NİŞANCI, Sivil İtaatsizlik, Okumuş Adam, 2003, İstanbul, ss. 211-233.

[6] Rapor için bknz: http://www.greenpeace.org.uk/files/pdfs/climate/hansen.pdf, 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edildi.

[8] Yanma halinde normale göre daha az karbon salımı yaptigi iddia edilen kömür türleri “temiz kömür” olarak adlandırılmaktadır. Ancak bunlar halen geliştirilme aşamasındadır. Konuyla ilgili İngiliz Parlamentosu Bilim ve Teknoloji Ofisi’nin bir raporu için bknz: http://www.parliament.uk/documents/upload/postpn253.pdf, 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edildi.

[10] http://www.reuters.com/article/newsOne/idUSTRE48N78A20080924, 30 Eylül 2008 tarihinde ziyaret edildi.

[11] Ümit ŞAHİN, Kyoto’ya İtirazın Arka Planı: Endüstriyel Kalkınmaya Evet mi, Hayır mı?, Birikim, sayı 216, Nisan 2007, İstanbul, ss. 8-9.

[12] Haber için bknz: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=898666, 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edildi.

[14] İlk kez yargıç Oliver Wendell Holmes, Jr tarafından Schenck Amerika Birleşik Devletleri’ne Karşı davasında kullanılan, daha sonra Amerikan Yüksek Mahkemesi tarafından vatandaşların haklarının yasalara karşı korunmasıyla ilgili davalarda sıklıkla başvurulan ilke.

Reklamlar

Yorum yazmak ister misiniz?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bilgi

This entry was posted on 09/03/2011 by in Hakemli dergilerdeki makaleler, Yazdıklarım.

Bu blog'u takip etmek için mail adresinizi yazınız

Diğer 8.603 takipçiye katılın

Twitter’dan

%d blogcu bunu beğendi: