Interregnum

Gördüklerim, duyduklarım, düşündüklerim…

Paris katliamı sonrası: Sosyal medyada bir 3. dünya özgüveni dalgası

Gündem yine terör. Paris’teki IŞİD saldırısında 120’den fazla kişinin ölmesi dünyayı ayağa kaldırdı. Çok farklı yönlerden değerlendirilmesi gereken bir katliam elbette. Uluslararası boyut, güvenlik boyutu, terörün finansmanı, Suriye’deki savaşla ilgisi, vs. Ben bu konuların hiçbiri açısından bu saldırıyı değerlendirebilecek yeterlikte değilim. Konuyu uzmanlarına bırakıyorum.

Peki, hangi konuya değinmek için bu yazıyı yazıyorum? Özellikle Facebook’un Paris katliamının ardından yürüttüğü politika ve buna karşı oluşan tepkilerle ilgili burama kadar gelen sinirimi yenmek için yazıyorum. Çok değil, kısa yazacağım, yoksa çok kalp kırarım.

Neymiş efendim, Paris ilk değilmiş ki. Öncesinde Ankara, sonra da Beyrut saldırıları olmuş. Onlarda da çok sayıda insan ölmüş ama Facebook, Paris saldırısındakinin aksine bunlarda, “ben iyiyim” butonu yaratmamış veya profil resmini Lübnan veya Türkiye bayrağı fonuyla yayınlamasını sağlamamış. Veya neden Sydney opera binası Fransa bayrağı renklerinde boyanmış da zamanında Türkiye bayrağı olmamış. Bu Batı’nın iki yüzlü tavrı değilmiş de neymiş. Ve hatta bazıları, resmini bayrak fonlu yapanları tuzağa düşmüş veya yalaka olmakla da suçlar durumda. Açıkça değil ama laflarından anlaşılıyor.

Öncelikle, terör saldırısı her yerde terör saldırısıdır. Ve terör, bazı terör örgütlerinin sivillere saldırmama yönündeki ilkesel duruşu dışında, genelde masum insanları hedef alır. Adı üzerinde, terördür. Yani toplumda korku yaratmaya çalışarak toplumsal düzenin bozulmasını arzular. Zira o düzenle sorunu vardır. Haklı veya haksız. Eğer düzeni beğeniyorsanız terörü kınarsınız, beğenmiyorsanız alkışlarsınız. (Nasıl Gaziantep’te Paris saldırıları kutlandıysa.) Ha ama biraz vicdanınız varsa, her nerede olursa olsun veya kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, masum insanların ölümünü elinizden ne şekilde geliyorsa, o şekilde kınarsınız. İnsanlar eğer profil fotolarını değiştirerek kınıyorsa saldırıyı, gerekçeniz ne olursa olsun buna tepki göstermezsiniz.

Ama zaten asıl konu bu değil. Asıl konu bu tepkinin bir komplekse dayanıyor olması. “Onlar bizdeki ölümleri kınamadılar ki, biz oradaki ölümleri kınayalım” bakış açısının tamamen bir cehaletten kaynaklanması. Bu düşünceye sahip insan grubu sanıyor ki kendiyle bir Fransız eşit seviyede. Dünya için kendi neyse, bir Fransız da öyle. Sen, rüyalar aleminde dolanan sefil 3. dünyalı, kendini ne sanıyorsun? Sen tarih boyunca dünyaya ne verdin de, ne bekliyorsun? İnsan hakları sicilin ne durumda ki, vatandaşlarının ölümünün dünyayı sarsacağını düşünüyorsun?

Bir Fransız, 1789 Devrimi’yle dünyayı değiştirmiş bir ülkenin vatandaşı. Monarşik düzeni yıkıp, emekle, kanla, giyotinle, fedakarlıklarla Cumhuriyet’i kurmuş bir kişi. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik fikri üzerine kurulmuş bir düzenin mimarı. Bunları da boş kafayla yapmadı elbette. Hâlâ fikirleriyle dünyayı etkilemeye devam eden Jean-Jacques Rousseau’lar, Montesquieu’ler, Michel Foucault’lar, Jean Bodin’ler, Jean-Paul Sartre’ler, Voltaire’ler, Jules Verne’ler, Jean Jaures’ler, Emile Zola’lar senden mi çıktı, Fransızlar’dan mı? Ha “o bir zamanlardı, bunlar hep eski yazarlar” diyebilirsin. 2014 Ekonomi Nobeli’ni kim aldı? Jean Tirole. Evet kardeşim, bir Fransız. Senin de Nobel’in var elbet. Ölüm tehditleri nedeniyle bir süre yurtdışına kaçmak zorunda kalan yazar Orhan Pamuk’un ve daha en başından kapağı ABD’ye atıp kendini kurtarmış olan Aziz Sancar’ın. Burada kalsaydı alabilir miydi ekip arkadaşlarıyla o Nobel’i? Ve hatta o Atatürk sevgisiyle günümüz şartlarında bilim yapmasına izin verilir miydi? Dürüstçe cevap ver.

Ha Fransızlar burada durmaya da niyetli değil. Okumaya ve öğrenmeye devam ediyorlar. Bir Fransız bir senede ortalama 15 kitap okurken, sen kaç tane okudun, dürüstçe söyle bana? Peki hiç Fransa’ya gittin mi? Gittiysen de turistik mekanlardan başka bir yeri, mesela bir kütüphaneyi ziyaret ettin mi? Hayır mı? O zaman kütüphanelerin sadece sınav haftaları değil, her zaman dolu olduğunu görmemişsindir tabi. Hem de sadece öğrencilerle değil, halkın her kesimiyle. Konu sadece kitap okumak değil elbette. Konu bilmek, bilgiye sahip olmak, bilgi üretmek ve onu kullanmak. Senin bilgin yokken ve sokaklarda avare avare dolanır, kantinlerde zaman öldürür, akşamları O Ses’le nerede dolduğu belli olmayan kafanı dağıtırken, Fransa ekonomide de, sanayide de, enerjide de, teknolojide de elbette senden fersah fersah önde olacak. Başka ne bekliyordun?

Bu ülke ki, 1789 burjuva devrimiyle bireyi ön plana çıkarmış, Aydınlanma ve Rönesans’ı özümsemiş bir ülke, elbette insana da hak ettiği önemi veriyor. Sadece devlet değil, vatandaşları da insanın önemini biliyor. O yüzden her bir Fransız çok önemli. Oysa senin ülkende öyle mi? Daha dün Nusaybin’de bir anne ve iki çocuğu evlerinin önünde tarandı. Umrun oldu mu? Gezi sırasında milyonlarca insanı böcek gibi gazladılar, copladılar, polis arabalarında işkence ettiler, gözlerini çıkardılar. Ya bak, gencecik insanların hayatlarını aldılar diyorum sana. Berkin daha 15’indeydi. 16 kilo öldü. N’oldu sonunda? Vurulmasının üzerinden 850 günden fazla zaman geçti. Dile kolay. Daha bir iddianame bile hazırlanmadı. Toplumun büyük bir kısmı da Berkin’i terörist olarak tanıyor şimdi. Öldü diye seviniyor. Annesini yuhalıyor. Yuhalatan da devletin başında oturuyor. Al sana Türkiye’deki insanın değeri.

Fransa’daysa bir barajın yapımını protesto eden Rémi Fraisse, aynı Berkin gibi, polis tarafından gaz kapsülüyle öldürüldüğünde ülke ayağa kalktı, savcılar derhal devreye girdi, bakanlar kamuoyu önünde hesap verdi, o gün orada gaz kullanan tüm jandarma personeli ve üst düzey görevliler sorgulandı, konuya ilişkin bir meclis araştırma komisyonu kuruldu ve bütün bu süreç şeffaf şekilde, basının ve kamuoyunun gözü önünde işledi. Barajın yapımı da askıya alındı. Berkin’in ölümünün ardından yaşananlardan biraz farklı değil mi? Al sana Berkin’le Rémi’nin değerini karşılaştırma imkânı.

Yahu senin ülkende her yıl 1000’lerce insan, güvenlik tedbiri alınmadığı için iş kazalarında ölüyor. 2013’te 1235, 2014’ün yalnızca ilk sekiz ayında 1270 işçi hayatını kaybetti. Bir madende, aralarında resmî görevlilerin de olduğu zincirleme bir ihmaller zinciri nedeniyle 301 madenci öldü, daha yeni! Neden? Çünkü tedbir alınması para gerektiriyor. Ama işletme bu parayı güvenliğe harcarsa daha az kâr elde edecek. E ekonominin dönmesi için işletmenin daha fazla kâr elde etmesi lazım. Dolayısıyla, ekonomi mi, insan hayatı mı? E tabii ki ekonomi daha önemli. Al sana ülkende insan hayatının değeri.

Fransa’daki iş kazasında ölüm oranı ise bunun üçte biri. Üstelik, onun da yarısından çoğu ulaşım sırasında yaşanan kazalar. Bildiğin trafik kazası yani.

Şimdi söyle bana senin devletin, senin toplumun sana değer vermiyorken, nasıl olur da dünyadan sana değer vermesini, Facebook’un Türkiye bayraklı profil fonu yaratmasını bekliyorsun? Sen, dünya için, her an ölme potansiyeli olan bir sayısın sadece. Ama bir Fransız, bir İngiliz, bir Alman veya bir İskandinav öyle değil. Onların ölmesi değil, yaşaması normal olan. Onlar ölünce şaşırmamız bundan. Sen kendi ülkendeki ölümlere alışmışken, nasıl dünya şaşırsın?

Açıklıkla son sözümü edeyim. Sen, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik kavramlarından nasibini alamamış bir coğrafyaya doğdun kardeşim. Şanssızlık mı dersin başka bir şey mi dersin bilemem. Senin ülken IŞİD canilerine destek verirken yakalandı. Senin ülkenin bir kısmında insanlar can korkusuyla evlerinden çıkamıyor. Çıkanlar öldürülüyor. Ha eğer öldüreceklerse, çıkmana gerek de yok, aynı Dilek Doğan gibi evinin içinde de öldürülebilirsin. Daha geçen gün bu ülkenin başbakanı “beni seçmezseniz beyaz Toros’lar gelir” dedi. Yani devlet sizi kaçırır, işkence eder, öldürür, sonra da asit kuyularına atar dedi. Başbakan dedi ya bunu. Ve seni öldüren, yaralayan, sana işkence eden yakalanmaz, ceza almaz ve hatta korunur, kollanır. İşte senin değerin bu kadar. Sen bunu Hollande’ın dediğini düşünebiliyor musun? Derse n’olur tahmin edebiliyor musun?

Eğer inançlıysan, bu ülkede ölmediğin her güne şükredersin. Çünkü her an bir polis kurşunu, gaz kapsülü, bir bomba nedeniyle öldürülebilirsin. Veya işyerinde -aslında önlenebilecekken göz yumulan –  bir ihmal nedeniyle başına bir şey gelebilir. Ve bundan kimse sorumlu olmaz. Çünkü sen insan olarak burada pek önemli değilsin. Sen bir sayısın sadece. Sen gidersin, yerine başkası gelir.

Fransız ise öyle değil. Fransız, sırf bir insan olduğu için önemlidir. Onun için olağan olan her an nerede ve nasıl öleceğini düşünmek değil, yaşamak, restorana gidip yemek yemek, maç seyretmek, konsere gitmek ve özgürce hayatın tadını çıkarmaktır. Çünkü o, değerlidir. Korunur. Onu koruyamayanlar hesabını verir. Bu yüzden de onun ölümü, senin ölümünden önemlidir. Eğer burada yaşamaya devam edeceksen, bunu kabul et ve öyle devam et.

Reklamlar

45 comments on “Paris katliamı sonrası: Sosyal medyada bir 3. dünya özgüveni dalgası

  1. Tuba
    17/11/2015

    Bir Fransız’dan çok Fransız hayranı olduğunuz için sizi kutlarım. Fransız halkının ve belki de Avrupa’daki pek çok büyük gücün bugünkü refah/özgürlük seviyelerine nasıl ulaştıklarına da keşke değinseydiniz, o zaman nesnel olduğunuza inanabilirdim.

    • Serkan Köybaşı
      17/11/2015

      Kısmen değindim ama siz o kısmı kaçırmışsınız anlaşılan. Yazının konusu ekonomi tarihi değil. İnsana verilen önem. Yazılarda konu bütünlüğü önemlidir. Saygılar.

    • msen
      18/11/2015

      Yazarın nesnel olduğuna inanmamanız yazının içeriğindeki tüm gerçekleri bertaraf etmekle kalmadı, şehitlerin ölmesine engel olduğu gibi vatanın da bölünmemesiyle sonuç buldu. Tebrikler.

  2. Volkan
    18/11/2015

    Serkan bey… yazinizda sefil 3. dunyali demissin… sizde bu sefillerden birimisiniz ? yazinda pek cok hata var ama en belirgini, is kazasi oranlari… Avrupa istatistiklerine gore, Almanya is kaza orani %0.9 iken Fransa’da bu oran %2.64… yani neredeyse 3 kati… bu durumda Alman hayati, Fransizlardan dahami degerli oluyor ? kaldiki Turkiye’de is kazasi oranlari, %2.3… yani Fransa’dan daha dusuk… tabiki bunlari sadece yazdiginiz yazinin hatalar icerdigini gostermek icin yazdim… cunki bu oranlarin, insan hayatinin degeri ile orantili olarak hesaplanmasi kadar sacma, anlamsiz ve aristokrak bir yaklasim olmasi kabul edilebilir bir durum degildir… Cunki bu mantikla bakarsaniz, Fransa’da dogan bir bebegin, Filistin’de dogan bir bebekten ustun oldugunu dusunmemiz gerekir… yada ayni dusunce ile, bir Fransizin gelip, sizi veya ailenizden birini oldurmesi halinde, olayi dogal karsilamamiz, hatta sizin mantiginizla, Fransiz’a sukran duymamiz gerekiyor… Ne dersiniz ?

    • Serkan Köybaşı
      18/11/2015

      Volkan Bey,

      Öncelikle, keşke o Dilbilgisi derslerini kaçırmasaymışsınız. Yazınızı anlamakta büyük zorluk yaşadım. Soru eki olan misiniz ve mi, bağlaç olan de ve da ayrı yazılır ve bunların yanlış kullanımı cümlenin anlamını değiştirir. Örnek: “Sen de mi Brütüs?” veya “Sende mi Brütüs?”

      Yazıda “pek çok hata var” demişsiniz, ancak yalnızca istatistiksel olan tek bir tanesinden bahsetmişsiniz. Keşke eliniz değmişken hepsine değinseydiniz. Ben de böylece yanlış bilgilerimi düzeltme fırsatı bulurdum. Kaldı ki, iş kazalarıyla ilgili istatistiklerde de kaynak gösterdim. Eğer bir yanlışlık varsa, ben onların yalancısıyım. Bunlar kafadan attığım rakamlar değil. Peki sizin kaynağınız nedir? Ayrıca “oran”dan bahsetmişsiniz. Bunun neyin neye oranı olduğunu söylemezseniz oranlamanın pek bir anlamı yoktur.

      Yazınızın sonundaki karşılaştırmaya ise verecek cevabım yok. Sadece, demek istediğimi hiç anlamamışsınız demekle yetiniyorum. Maalesef, sizin yürüttüğünüz gibi bir mantık yok. Hiç olmadı.

      Saygılar

      • Dilan
        19/11/2015

        Tartışmalarda bilhassa cevabı olmayan fakat bulduğu bir noktayı sündürerek üste çıkmaya çalışan basit insanların çok sık kullandığı bir yöntem vardır. Siz de karşınızdaki insanın söylediklerine Verecek bir cevap bulamadığınız için onun dilbilgisi yada noktalama hatalarını yüzüne vurarak bu açığınızı kapatmaya ve bir nevi üste çıkamaya çalışmışsınız. Daha da beteri ise yazınızın sonunda sizi ciddiye alıp yorum yapan birinin yazdıklarınızı anlamadığını düşünüp ‘cevap vermeyeceğim’ minvalinde bir açıklama yapma gafletine düşmüş olmanız ki aslında bakarsanız bunu okuyan bir sürü insan o kişiyle aynı görüşü paylaşıyor, bilgili bir insan anlaşılmadığını düşündüğü noktaları bir iki cümleyle tekrar açıklayabilir, satırlarca yazmışsınız ona mı vakit bulamadınız. Yada belki buna da bir cevabınız yoktu, en nihayetinde yazdıklarınızın da bakış açınız kadar eksik olduğunu bu yorumunuzdan anlamak güç değil.

      • Serkan Köybaşı
        19/11/2015

        Sayın Dilan,

        İki günden beri yazıya gelen yorumlara cevap vermekle geçiriyorum tüm zamanımı. Bu sırada yapmam gereken meslekî işlerimi de erteliyorum. Ama siz böyle düşünüyorsanız takdir sizin. Yorumunuz için teşekkür ederim.

        Saygılarımla

  3. Fransa’da senelerce yaşadım, Fransız okullarında okudum, öyle ki Türk tarihini bile ilk defa üniversitede öğrendim (gurur duyduğum için değil, geçmişimi anlamanız için söylüyorum). Voltaire’iyle, Montesquieu’süyle, aydınlanma çağının yazarlarıyla büyüdüm ben.Yurt dışına sık sık seyahat ederim, farklı yerlerde uzun süreli kaldım. Yurt dışında öğrenci oldum, çalıştım. En yakın arkadaşlarım yabancı.Türkiye’de bahsettiğiniz “oh olsun”cu gruptan ben de rahatsızım. Paris’te ölen insanlara üzüldüm, onlarca arkadaşım var Paris’te, saldırıları öğrenince panikle sevdiklerim hayatta mı diye kontrol ettim saatlerce.

    Ancak dediklerinize katılmıyorum. O dediğiniz “oh olsun”cu gruba mensup olmak gerekmiyor çifte standartlara karşı çıkmak için. “Kendin ettin kendin buldun” gibi bir sonuca varmışsınız. Olabilir. Ancak bunun değişmesi için çabalamamız gerektiği gerçeği değişmiyor. Her saldırıya herkesin aynı tepkiyi vermesi beklenemez, ben de beklemedim. Ben de Fransa’daki saldırılardan Afganistan’daki olanlara göre daha çok etkilendim. Bunun sebebi sevdiklerimin Paris’te yaşaması ve kültürel bir bağımın olması. İkinci ülkem gibi bir şey. “Onlar gelişmiş insanlar, terör oralarda az oluyor” diye düşündüğüm için değil. Maalesef kızdığım dünyada insanların çoğunun bu saldırılara tam olarak bu sebepten üzülmesi. Benim Amerika dışına bir kez çıkmamış Amerikalı bir arkadaşımın Fransa’yla ne alakası olabilir? Amerika dışındaki olaylardan haberi olduğundan bile şüpheliydim bu güne kadar.

    Facebook gibi uluslararası bir platformda sırf bir ülkede terör saldırısı oldu diye Fransız bayrağı koyma opsiyonunu insanların şikayet etme hakkı var. Olay profiline bayrak koymak değil. Facebook’un “bayrak koy, acını paylaş” diye tarihinde ilk defa bir uygulama koyması. Yahu isteyen bayrak koyar, niye Facebook böyle bir opsiyon empoze ediyor ki? İnanmayacaksınız ama bana bunu ilk İngiliz bir arkadaşım söyledi “çifte standardı gördün dimi” diye. Ben Fransa’ya yakın hissedip acımı paylaştım, ancak insanlara “Fransa’nın acısını paylaş” opsiyonunun Facebook gibi yüzlerce milletten insanın kullandığı bir platformda empoze edilmesinin, hele hele terör içinde yaşayan milyonlarca insan varken, saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Ve emin olun böyle düşünenler bir tek o gelişmemiş, sizin “biraz kendinize bakın önce bir” deyip beğenmediğiniz ülkelerin insanları değil. Benim Amerikalı, İngiliz, Belçikalı, vs bir çok arkadaşımın da bana bu konuda hak verdiği bir konu. Bu sadece Facebook’un dandik Fransız bayrağı opsiyonuyla alakalı değil tabii ki, o sadece bir sembol.

    Hiçbir zaman dünyanın tüm sorunlarına eşit bir şekilde üzülemeyeceğiz. Ama en azından uluslararası bir platformda böyle haksızlıkların körü körüne yapılmasını protesto edebiliriz. Bu da bir başlangıç: bu tartışma gelişmekte olan ülkelerin vatandaşlarının kendi canlarına verdikleri değeri sorgulamasını sağladı. Belki devletlerini de sorguladılar.

    Son olarak demişsiniz ki: “Fransız, sırf bir insan olduğu için önemlidir. Onun için olağan olan her an nerede ve nasıl öleceğini düşünmek değil, yaşamak, restorana gidip yemek yemek, maç seyretmek, konsere gitmek ve özgürce hayatın tadını çıkarmaktır. Çünkü o, değerlidir. Korunur. Onu koruyamayanlar hesabını verir.” Eğer Fransız devrimi ve ardından gelen reformlar olmasaydı Fransa’daki insanlar da büyük ihtimalle ezilmiş kalacaktı. Size tavsiyem başkalarını eşitliği savdundukları için eleştirmeyip kendinize verdiğiniz değeri sorgulamanız. Bunu söyleyen kişi de Fransa’yı ikinci memleketi gibi seven, Fransa’da kaybedilen hayatlara çok ama çok üzülen bir insan.

    • Serkan Köybaşı
      18/11/2015

      Elif Hanım,

      Öncelikle önem verip uzun uzun düşüncelerinizi dile getirdiğiniz için çok teşekkür ederim.

      Yazdıklarınızın çoğuna katılıyorum. Ve, farklı bir bakış açısından da olsa, burada yazılanlarla paralellik taşıdığını düşünüyorum. Ankara ve Beyrut saldırılarına değil de sadece Paris saldırısına tepki gösteren Facebook’un ve diğer küresel markaların elbette çok adil davrandığını iddia etmiyorum. Yazımın konusu bütün insanların ve dolayısıyla bütün ölümlerin eşit muameleye tabi olması gerektiği değildi. Keşke öyle olsa. Ama bu, hem sizin belirttiğiniz, hem de linkini verdiğim yazıda belirtildiği gibi maalesef mümkün değil. Çünkü insanlar öznel varlıklar. Kendilerine dokunan şeyler daha etkili oluyor. Ve fakat, bu noktadan sonra yine aynı sonuca varıyoruz: Şu anda dünyanın en büyük şirketleri Batı medeniyetini temsil eden ülkelerin şirketleri. Facebook da bunlardan biri. BBC bunlardan biri. ABD, eski Batı Avrupa sömürgesi ve hâlâ bağları kuvvetli. Sydney Opera Binası’nın bullunduğu Avustralya hâlâ bir Commonwealth ülkesi, yani Birleşik Krallık’a bağlı. Dünyadaki ekonomi, enerji, bilgi ve haberleşme liderliğini bu ülkeler götürüyor. Ve bunun bir altyapısı var. Bunun için yüzyıllara yayılmış bir bilgi üretimi, bilgi birikimi ve çok da kanlı bir mücadele var. Bilime yapılmış yatırım var. Sizse/Bizse bu yüzyılları mezhep savaşlarıyla, petrol savaşlarıyla, bilimi dışlayıp dinsel dogmaları yerleştirmekle geçirmişiz. Bir kişi çıkmış bu coğrafyada ve Fransız Devrimi temellerine göre bir ülke inşa edeceğim demiş, “tek yol gösterici akıldır, fendir” demiş ama maalesef devrimlerini ve fikirlerini yeterince kökleştirememiş. Bugün o devrimler de elden gidiyor. Dolayısıyla, sizin de belirttiğiniz Fransız Devrimi ve ardından gelen reformlar burada kısmen yaşanmış. İşte zaten o yüzden, buradaki insanlar halen ezilmekte. Arada böyle bir eşitsizlik var. Benim işaret etmeye çalıştığım bu eşitsizlikti. Hukuksal veya vicdanî bir eşitsizlik değil. Pratik bir değer eşitsizliği. Ben de elbette bunun bir mağduruyum. Bu topraklara doğdum, bu topraklarda büyüdüm. Ama bir şekilde iyi bir eğitim aldım, okudum ve çalıştım. Cidden çok çalıştım. Ve farkındayım ki daha da çok çalışmak gerekiyor. Ve ne kadar çalışırsam çalışayım aradaki farkı kapatmak hiç kolay olmayacak. Ben yine de, Türkiye’deki insanın da değer kazanabilmesi için elimden geleni yapmaya devam edeceğim. Tabi eğer az sonra eve giderken yazdıklarımdan veya söylediklerimden dolayı gözaltına alınmaz ve gözaltında kaybedilmezsem. Veya yasal kontrolü yapılması gerekirken yapılmamış frenleri patlayan bir minibüsün altında kalmazsam. Ya da depreme dayanıklılığı kontrol edilmemiş bir binanın altında kalmazsam.

      Saygılarımla

  4. Ilhan Bagoren
    18/11/2015

    Vay canına! Sindirmesi zor bir yazı.

    Durumu iyi analiz edebilmek için, öncelikle, bizim objektif olamayacağımız Türkiye’deki katliamlari şimdilik kenara çekip, bizim de dısımızda kalan Paris ve Lübnan katliamlarına bakalım.

    Beni şahsen Batılıların bu katliamlara farklı davranması şaşırtmıyor. “Egalite!”nin nerede başladığını başta Fransızlar olmak üzere bu Batılılar bilir de, biz diğerleri, bittiği yeri daha iyi öğrendik.

    Benim hayretle farkettiğim, başta ben olmak üzere, bizim orta gelir düzeyinin üzerinde ve eğitimli takımın Batılıları daha değerli görmesi. Hadi Batılılar kendilerinde bu hakkı görüyor da, bizi tam anlamadım. Ben şahsen bunu kendime yakıştıramadım ve utandım. Buna çare bulmanın ilk adımı, bununla yüzleşmek, iki yüz yılı aşan beyin yıkama sonunda, farkına varmadan nasıl insanlıktan uzaklaştığımızı analiz etmek, çareler bulmak.

    Serkan Köybaşı, bu ilk adımı başarı ile atmış görünüyor. Bir Türk olarak, Batılıları daha değerli gördüğünü açıksözlülükle yazmış. Ancak, bundan hiç hicap duymayıp, muhtemelen Batılıları değerli kıldığını düşündüğü yalan yanlış nedenleri bilmenin kendine verdiği ayrıcalıkla kibir dolu bir yazI yazmış. Batılıdan daha Batıcı bu ruh halini anlamak, benimkini anlamaktan daha kolay.

    Belli ki Batı kütüphanelerinde okuduğu tarihi sorgulamadan yutan bu “Aydın”, Fransız Devrimini bir halk hareketi zannediyor. Fransız devrimi, palazlanmaya başlayan burjuva’nın para ile yetinmeyip, asiller ve din adamları elindeki ayrıcalıklara sahip olması için yapıldı. Bundan sokaktaki adam da sebeplenmiş oldu, ama bunun eşitlik için yapıldığına inanmak için, Batı propoganda makinasında eğitilmiş olmak gerekir. Bu devrim, kendini takip eden sanayi devriminin sömürgeciliğe geçiş için gerekli “ulus” kavramının da temelini sağlamıştır. Sömürgecilik ve Emperyalizmin temelini sağlayan bu olguların, sadece olumlu yanlarını “erdemler” olarak paketleyip, “Batı Medeniyeti” diye önümüze koyunca, buna sorgulamadan inanmak da mumkun.

    • Serkan Köybaşı
      18/11/2015

      İlhan Bey,

      Sert diyebileceğim eleştirileriniz için teşekkürler. En azından bu konuda bilmeden ahkâm kesenlerden olmadığınız anlaşılıyor. Bu yüzden, zamanınızı ayırıp okuduğunuz ve hatta yorum yazdığınız için ayrıca teşekkür ederim.

      Evet haklısınız, bir devlet lisesinde okusam da Batılılardan eğitim aldım. Onların değerleriyle büyütüldüm. Ancak aynı zamanda o değerleri de eleştirecek, onları yerin dibine sokacak bilgileri de edindim. Halen zımnî şekilde devam eden Batı sömürgecilik tarihini, ekonomik ve soyal kültür emperyalizmini ben de biliyorum. Dolayısıyla size katılmadığım tek nokta, sorgulamıyor olduğum. Eğer bir gün derslerime gelir ve beni dinlerseniz, sadece Batı’yı değil, onun yarattığı özgürlük, mülkiyet ve devlet gibi kavramları da sorgulamaya ne kadar önem verdiğimi görme şansınız olur. Sizi ağırlamaktan onur duyarım.

      Bunlar ışığında, diyeceğim, kanımca, aslında aynı noktada olduğumuz. Fransa’nın da, diğer Batı ülkelerinin de tarihi acıyla ve kanla dolu. Ve evet, yazıda da belirttiğim gibi, 1789 bir burjuva devrimiydi. Kapitalistti. Ama Avrupa sömürüyü vahşice devam ettirmek yerine medeniyetini, düşünürleri yoluyla diğer insanlara, önce işçilere, sonra kadınlara ve sonrasında herkese yayabildi. Yaymak zorunda kaldı da diyebilirsiniz. Çünkü kapitalist üretim sistemi ve savaşlar bunu gerektirdi. Ama benim için yazıda önemli olan bugünkü konumları. Somut bir olay üzerinden, basit bir sosyal tepkiyi analiz etmeye ve evet, yermeye çalıştım. Duruma yukarıdan baktım. Sizse, kendi toplumunuzu yermek yerine, Batı’nın insanların üzerine basa basa yükselmiş olmasını eleştiriyorsunuz. Yani bulunduğumuz konumdan bakıyorsunuz. Sadece farklı bakış açılarına sahibiz. Ama gerçeğin aynı olduğu konusunda hemfikiriz sanırım: Biz aşağıdayız, onlar yukarıda.

      Saygılarımla

      • İlhan Bağören
        18/11/2015

        Serkan Bey,

        Nazik yanıtınız için teşekkürler. Farkemişsinizdir, yazımı, sizin makalenizi Facebook’da alıntılayan bir arkadaşıma cevap olarak yazmıştım, size de kopyalamaya karar verdiğimde, “sert” kısımları yumuşatmak istemedim. İyi ki öyle yapmışım, hoşgörü ve medeniliğinizi öğrenme fırsatı oldu.

        Çok farklı yerlerde değiliz, en son Globalleşme diye paketlenen sistemin içinde bir taraftan kaçınılmaz olarak parçası olup yuvarlanıp giderken, böylesine bir olaya verdiğim tepki, kendimi aymazlıkla alet olma arasında bir yerde yakalamama neden oluyor, tuzağın ne amansız olduğunu farkediyorum. Kurtarılmaz Asiye gibi, çaresizlik işte…

      • Serkan Köybaşı
        18/11/2015

        İlhan Bey,

        Samimi cevabınız için asıl ben teşekkür ederim. Hepimiz hemen hemen aynı yerlerdeyiz.

        Saygılar

  5. Emre
    18/11/2015

    Serkan Bey,

    Yazida islemek istediginiz anafikir (Turkiye’de insan hayatinin ucuz olmasi) dogru olsa da bunu isleme tarziniz ve göze carpan Fransa hayranligi rahatsiz edici.

    Söze hafif sertce baslamama izin verirseniz Fransiz kitap okur, kutuphaneye gider, bilgi uretir, teknoloji uretir, biz ise “O Ses” izleriz iddialari tam “Turk Aydininin Bati Hayranligi – 101” dersinde islenecek cinsten örnekler.

    Fransiz Nobel alir, biz alamayiz ise yine maalesef garip bir karsilastirma. Ayni hatayi Richard Dawkins de yapmisti, Oxford’dan su kadar kisi Nobel aldi, islam ulkelerinden Nobel yok gibi. Bu iddia “Erkekler kadinlardan daha fazla Nobel aldi, demek ki erkekler daha zeki, daha caliskan” gibi bir cumleyle ayni degerde. Iki grubun imkanlari ve hayat sartlari tarihi surecte hic esit olmamissa bu tarz karsilastirmalarin bir gecerliligi yoktur.

    Bu kutuphaneye giden Fransizlar 2014’de fasist Marine LePen’in partisine %30 oy verdiler. Fransa bilim, teknoloji uretmesinin yaninda ABD, Rusya ve Cin’den sonra dunyaya en fazla silah satan 4. ulke. (Bir takim cikarimlar yapabilmek adina en fazla silah ithal eden ulke Suudi Arabistan) Fransa’nin bizden daha kaliteli(?) demokrasisinde Sarkozy’nin 2007 secim kampanyasinda Kaddafi’den 50 milyon € kayitdisi yardim aldigi daha yeni kanitlandi. Fransa’da turistik yer, kutuphaneden sonra ziyaret edilebilecek yerler, mevcut sanayinin ucuz Asya ulkelerine tasinmasi ile issizlikten kirilan tasra kasabalaridir. Yolunuz duserse fikirlerinizin degisime ugrayacagina inaniyorum.

    Aydinlanmayi, rönesansi özumsemis, insanin degerini bilen ulke/vatandas iddianiz, yakin tarihte Fransa/Cezayir iliskilerine bakinca inandiriciligini yitiriyor. 1961 Paris katliamini ve Maurice Papon’u arastirirsaniz, veya o kadar geriye gitmeye gerek yok Ruanda’da 1994’te yasananlara ve Fransa’nin rolune bakarsaniz, veya 2005 Paris ayaklanmalarini arastirirsaniz, yazida göze batan Fransa/Bati hayranliginiz hafif törpulenir saniyorum.

    Turkiye’nin insan haklari sicili kabarik olabilir ama Fransa’nin kendi vatandasina olmasa da diger dunya ulkelerine karsi isledigi fazlasiyla insanlik sucu var.

    Yazinizda örneklerini verdiginiz filozoflarin, devrimlerin cikmasina olanak saglayan, bilimi, teknolojiyi yeserten universitelerin kurulmasina kaynak saglayan sömurgeci gecmise girmeyelim, girersek konudan fazlasiyla sapmis oluruz.

    Bazi ulkelerin diger ulkelere göre ileride olmasini en guzel aciklayan eserlerden biri Jared Diamond’in Tufek, Mikrop ve Celik (Tubitak Yayinlari) adli eseridir, vaktiniz olur da okuyabilirseniz hosunuza gidecegine inaniyorum.

    En basta dedigim gibi, deginmek istediginiz nokta dogru ve önemli (insan hayatinin Dogu’da ucuzlugu) ama bunu anlatabilmek icin kullandiginiz örnekler ve tarziniz maalesef rahatsiz edici.
    (Benzer fikri Yuval Noah Harari’nin Charlie Hebdo saldirisindan sonra Guardian’da cikan “The Theater of Terror” baslikli makalesi biraz daha derli toplu anlatiyor)

    Eger size saygisizlik yaptigim, ters bir cumlem olmussa simdiden özur diliyorum.
    Saygilarimla,

    • Serkan Köybaşı
      18/11/2015

      Emre Bey,

      Öncelikle, tokat gibi cevabınız karşısında en başta elimin ayağıma dolaştığını itiraf edeyim. Yazıyı yazarken “umarım bana buradan vurmazlar, yoksa açığa düşerim” dediğim yerlerden vurmuşsunuz. Ama ne yalan söyleyeyim, üzülmedim. Sizin gibi birinin blog’uma girmiş ve zaman harcayıp böyle bir yorum yazmış olmasına sevindim. Ne demişler, “bükemediğin eli öpeceksin”. 🙂

      Yazıdaki sert ve rahatsız edici dilin iki nedeni var: 1) Gerçekten çok sinirliydim o sırada. Yazının başında yazdığım nedenlerden ötürü. 2) Yumuşak bir dille yazılsaydı bu kadar ilgi görmezdi. Hem ne diyor İHAM Handyside kararında: “Bir fikir toplumun genelini rahatsız edici ve hatta şok edici dahi olsa ifade özgürlüğünün koruması altındadır.” Sırtım sağlam anlayacağınız. 🙂

      Gelelim kendimi savunmaya. Özellikle “Fransız kitap okur ve bilgilidir” düşüncem, yazıya keskinlik katmak için görmezden geldiğim bir önyargı içeriyor. İstatiksel açıdan bir Fransız için senede 15 kitap doğru bir bilgi. Ancak, Fransa’da lise öğretmenliği yapan iki yakın arkadaşımdan bildiğim üzere, Fransa gençliğinin büyük kısmı çok bilgisiz ve eğitim sistemine entegre edilememiş durumda. (Bu aslında, sizin de bahsettiğiniz, Paris banliyö ayaklanmalarının da bir nedeni.) Ortalamayı yükselten orta ve orta-üst seviye Fransızlar. Yaşam kalitesini tutturan sosyal sınıf eski medeniyet alışkanlığını devam ettirip okuyor. Devlet de onlara daha fazla yatırım yapıyor. Yani eskinin Cumhuriyetçi (dolayısıyla eşitlikçi) devleti, biraz Birleşik Krallık (ve dolayısıyla ABD) sistemine dönüşmüş durumda ne yazık ki: “Başarılıysan sana yatırım yaparım ama başarısızsan bu senin hatan ve gözüme gözükme.” Henüz tam değil ama gidişat o yönde.

      Diğer bahsettiğiniz tüm konuları topluca cevaplamak isterim. Fransa tarihinin insancıl, kansız ve barış içinde olduğunu iddia etmiyorum. Elbette ki bugünkü refah seviyesinde geçmişin katliamları, sömürüsü ve emperyalizmi var. Fransa devleti zulmünü çok yerde gösterdi. Benim için bu konuda en çarpıcı örnek en kanlı katliamlar değil, en sembolik olanıdır. Bu devlet, nükleer denemelerini protesto eden Greenpeace gemisini Avustralya’da gizli istihbaratı eliyle torpilleyip bir fotoğrafçının ölümüne neden olmuş bir devlet. Bunu da resmî olarak kabul etti. Sadece protesto etmek isteyen doğasever insanlara bile katlanamadı. Fransa hayranlığım, devletine değil hiçbir zaman. Yazarlarına, ressamlarına, müzisyenlerine, düşünürlerine, yarattıkları fikirlere, başardıkları dönüşümlere… Buna sadece devlet bazında da bakmamak lazım. Almanyalı, İngiltereli, ABD’li veya nereli olursa olsun insanların beyinlerini fikirsel veya estetik olarak değiştirmeyi başarmış her topluma evet hayranlık besliyorum. Çünkü o fikirlerin oradan çıkmasını sağlayan bir toplumsal ve ekonomik düzen kurabilmişler diyorum. Bu düzeni ne pahasına kurdukları tabii ki önemli, önemsiz değil. Ama başarmışlar işte. Nice katliamlar gerçekleştirip dünyaya tek bir fikir bile bırakmamış onlarca toplum var bu dünya üzerinde.

      Bu yazıda Fransa’nın ön plana çıkması, konunun Paris saldırılarından sonra patlak vermesi. Yoksa örneğin, meslek icabı, favori anayasa mahkememi sorarsanız, Fransa değil kesinlikle. Neredeyse bizimkinden bile kötüler 🙂 (Merak ederseniz, en iyisi Almanya kanımca.)

      Nazik hitabınız için ayrıca çok teşekkür ederim. Elbette ki özür dileyecek hiçbir durum yok yorumunuzda.

      Son olarak, bahsettiğiniz kitap senelerdir kütüphanemde duruyor. Bir türlü okumaya fırsat olmamıştı. Bu bir vesile olsun, en kısa zamanda okuyacağıma size söz vereyim. Okuyunca buraya tekrar bir yorum yazayım. Ne dersiniz?

      Saygılarımla

  6. Janissaire
    18/11/2015

    İstanbul Saint Joseph’in son 8 senelik öğrencilerindenim. (8 yıllık ilköğretim öncesi, ilkokulu 5 sene okumuş son nesil) Fransızların olumlu ve olumsuz taraflarını pek çok vatandaştan daha iyi bildiğimi düşünüyorum. Kanlı emperyalist sömürgeci tarihlerini ve Dünya’nın geri kalan bütün milletleri tarafından gıcık ve antipatik bulunan pek çok özelliğe sahip olduklarını kabul etmekle birlikte buradaki yorumlarda Fransız Devrimi’nin layığıyla anlaşılamamış olduğunu, kapitalist ve burjuva devrimi diyerek bir nevi itibarsızlaştırmaya gidildiğini görüyorum. Lütfen kendinize gelin. Doğrularınızı gözden geçirin. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı bile bu devrime bağlıdır. Jön Türkler’e, İttihat ve Terakki’ye bu fikirler vahiy yoluyla gelmedi. İkinci Meşrutiyet dönemimize damga vuran slogan, Hürriyet, Musavat, Uhuvvet ve Adalet’tir. İnsanlığın gelişmesinin, bireyciliğin, özgürlüğün karşısında duran yobaz zihniyetli biriyseniz zaten kimse sizden Fransa’nın acısını paylaşmanızı beklemiyor. Ama özgürlükçü ve bireyi temele koyan insanlardansanız lütfen tarihi iyi öğrenin.

    • Serkan Köybaşı
      19/11/2015

      Sayın yorumcu,

      Zahmet edip özgeçmişime bakarsanız benim de en az sizin kadar Fransızların olumlu ve olumsuz taraflarını oldukça iyi bildiğimi anlayabilirsiniz. Ve meslek icabı Fransız Devrimi’ni öncesi ve sonrasıyla ve çeşitli boyutlarıyla incelemiş bulunmaktayım. Ve sizinle 1789 Fransız Devrimi’nin bir burjuva devrimi olup olmadığını tartışacak değilim. Bireycilikle ve günümüzün başat değeri olan temel hak ve özgürlüklerle burjuvazinin monarşiye karşı verdiği mücadele arasındaki korelasyonu henüz kuramadıysanız, size tek tavsiye edebileceğim, biraz daha kitap okumanız.

      Saygılarımla

  7. b.ari
    18/11/2015

    Ben bu yazıyı okuyunca doğrusu sizin insanların neye tepki gösterdiğini anlayamadığınızı düşündüm. Daha Beyrutta bir gün öncesinde IŞİD saldırısı olmuşken, Afrika’da ve Ortadoğu’da sürekli bu türden olaylar yaşanırken facebook’un sadece Fransa’da (Avrupa yani) olan saldırılara karşı böyle bir tepki veriyor olmasının çok büyük bir ikiyüzlülük olduğunu düşünmeleri çok normal ve insan haklarına ve insan hayatının değerli olmasına karşı duruşlarıyla da asla çelişmeyen bir tutum. Böyle bir durumda sizin çıkıp “sizin önce yaşadğınız ülke adam olsun da size değer versin, ondan sonra facebook’tan değer görmeyi beklersiniz” temalı öğüdünüz biraz yüzeysel kalıyor.

    Bence sizin burada yanılgıya düştüğünüz nokta facebook’un bu tavrını benim gibi ikiyüzlülük olarak değerlendiren kişilerin bu sözleri söylemelerinin arkasındaki şeyin Ankara’daki patlamalar olduğunda neden Türk bayrağı yapılmadığına içerlemek gibi bir eziklikten ibaret olduğunu düşünüyor olmanız. Bu kadar sığ düşünen ve neden Türkiye bayrağı da olmadı noktasında sitemkar bir tavır içinde olan insanlar vardır tabi istisnai de olsa ama sizin burada asıl görmezden geldiğiniz çok temel insani değerler (her insan hayatının eşit derecede değerli olması) ve hatta üstüne savunduğunuz durum (Türkiyenin çok boktan bir yer olduğu için herşeyin en boktanını hak ediyor olması) da üzerinde çok düşünülmüş bir argüman gibi durmuyor, hatta safsatalarınız yanlış bile bence, bazı tutarsızlıklar içeriyor.

    Öncelikle “siz kendinize değer vermiyorsunuz başkaları size nasıl değer versin” örneklerinizin çoğunda Türk hükümetinin ortaya koyduğu bir davranış söz konusu; yani aslında demek istediğim facebook’un bu tavrını ikiyüzlülük olarak değerlendiren kişiler Türkiye’deki bu ihlallerin sorumluları veya insan haklarını görmezden gelen, insan hayatına değer vermeyen kişiler değil, aksine bu insanlar da bu ülkeyi bu kadar boktan hale getirenlere karşı savaş verip bir şeyleri değiştirmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla en azından kendim için diyebilirim ki, insan haklarına ve insan yaşamına değer veren ve bu saydığınız korkunç durumların hepsine kendimce karşı durmaya çalışan biri olarak benim Facebook gibi dünyanın her yerinde milyonlarca kullanıcıya ulaşmış uluslararası bir platformdan daha eşitlikçi bir yaklaşım bekliyor olmam hiç de kendi içinde tutarsız bir beklenti değil. Ayrıca ne münasebet diye de eklemek isterim; çünkü facebook kim ki bana senin yaşadığın ülke boktan olduğu için ben de senin kayıplarını o kadar değerli görmüyorum diyebiliyor, ya da böyle demese de böyle bir gerekçelendirme yapabiliyor. Bir de sadece hükümetlerin davranışları değil, bireysel olarak da cahilsiniz bilip bilmeden değer görmek istiyorsunuz yaklaşımınızın da çok yüzeysel olduğunu düşünüyorum. Çok daha birikimli, donanımlı ve sosyo kültürel seviyeleri yüksek insanların yüzdesi Fransız toplumunda daha fazla olabilir tabii ki ama bu onların hayatlarını daha değerli kılmaz. Yani o kadar temel bir konsept ki “her insan hayatının o insaların toplumdaki konumlarından veya tercihlerinden bağımsız olarak, sadece insan oldukları için değerli olması” anlatmakta zorlanıyorum doğrusu. Sizin mantığınızda o zaman, mesela Türkiye’de böyle “küçük terör olaylarına” ilişkin dünyadan duyarlılık beklemeyelim ama bir soykırım olursa duyulsun çünkü o kadar da insan haklarından nasibini almamış değil. Ama Afrika’yı zaten boşver hala kabileler var insan hakkı diye bir şey bile yok, soykırım bile o kadar mühim bir şey değil “onlar için” şeklinde bir yola kadar gidiyor ve temelde yapılan mantık safsatası aynı. Kaç kitap okuduğu, kaç müzeye gittiği, hayattan bir avrupalı gibi zevk almayı bilip bilmemesi bazılarının hayatını daha değerli kılmıyor olmalı. en önemlisi de facebook’un böyle bir algı yaratmıyor olması gerek ki şu bir gerçek ki bu tutum bu hissiyatı hepimize veriyor.

    Son olarak, ben eşitlik özgürlük gibi değerlerin kabul görmediği ve pek de sallanmadığı bir coğrafyaya doğmuş olabilirim ama ben böyle bir insan değilim ki. Benim için de önemli olan, adeta bir Fransız gibi, konsere gitmek, yemek yemek, kitap okumak, kısacası hayatın tadını çıkarmak. Ve bence asıl tam da herkes için önemli olanın (Beyruttaki için de, Afrikadaki için de, Paristeki için de) bu olmasını sağlayabilmek adına her yerdeki terörün terör olduğunun ve eşit derecede korkunç olduğunun farkında olunması gerek. Çünkü bence bugün sizin algınızın dahi bu şekilde şekillenmiş olmasında facebookun da bu kadar geniş bir kitleye hitap eden ve bu kitleyi etkileyebilen bir platform olarak payı var. O bu hareketiyle tam da sizin anlattığınız algıyı güçlendiriyor ve bazı hayatların daha değerli olduğunu, onlardan verilen kayıpların herkes tarafından yasının tutulması gerektiğini ama bazılarının ise o kadar da değerli olmadığını söylüyor resmen. Asıl yanlış olan tam da bu bence. Devlet değil bir şey değil, zorunda mı kardeşim facebook bu kadar eşitlikçi olmaya diyebilirsiniz, zorunda olmasa da bu konuda sosyal bir sorumluluk hissetmesi gerektiğini düşünüyorum. Daha doğrusu sosyal sorumluluk hissedecekse herkes için hissetmesinin daha samimi olduğunu düşünüyorum. Sonuçta her yerde ölen insan, yani bildiğimiz insan. Üzülünen şey insan hayatlarının kaybıysa (ki bu da son derece objektif bir değer, ulustan ve devletten bağımsız) ve kaybedilen hayatların birini diğerinden üstün tutmak kimseye düşmüyorsa facebook’un da samimi olarak hepsi için aynı hassasiyeti göstermesi gerekirdi bence.

    Ben yazınızı hayretle okudum ne yalan söyleyeyim. Ve en saçması da insanların eyfel kulesinin altında en mutlu oldukları anlarının fotoğrafını rengarenk yapıp evet bu bir duyarlılık göstergesi demesi. (Bu size yönelik bir eleştiri değil, tamamen facebook’a yönelik.) Değer kaybettiriyor adeta. ama o da tabi ayrı bir yazının konusu olacaktır sizin söylediklerinizden bağımsız olarak. Bakış açınızı biraz olsun değiştirebilmiş olmayı isterim, umarım yapıcı bir eleştiriden ibaret olarak kabul edersiniz.

    İyi akşamlar

    • Serkan Köybaşı
      19/11/2015

      Sayın b.ari,

      Uzun ve nazik yorumunuz için teşekkür ederim. Yazınızın başında ilk paragraflarda belirttiğiniz eleştirilere, diğer yorumcuların eleştirilerini cevaplarken cevap verdim. Kendimi tekrar etmek istemememin yanısıra biriken işlerime de zaman ayırmak zorunda olduğum için, affınıza sığınarak, oradan okumanızı rica edeceğim.

      Pek çok konuda farklı düşünüyoruz. Olabilir. Ve hatta bu güzel bir şey. Bakış açılarımız farklı. Ben yazıyı, insanların Fransa’da yaşanan terör eylemiyle Türkiye’de yaşanan terör eylemine dünyanın eşit derecede tepki vermesi gerektiğini düşünmelerinin yanlış olduğunu ifade etmek için yazdım. Bunun da gerekçelerini sıraladım. Nesnel olarak baktığımızda Fransa ile Türkiye dünyanın gözünde eşit ülkeler değil. Bir Fransızla bir Türkiyeli de eşit insanlar değil. Hukuken eşitlikten bahsetmiyorum. Örneğin Hong Kong’da bir kokteyle katılsanız, bir Fransız olduğunuzu söylediğinizde mi daha fazla etki doğurursunuz, bir Türkiyeli olduğunuzu söylediğinizde mi? Demek istediğim bu. Ve bu farkın bir nedeni var. Bu nedenleri görmeden, Facebook’tan veya Sydney Opera Binası’ndan Ankara ve Paris’teli terör eylemlerine karşı aynı duyarlılığı beklemek saflık olur.

      Ve yazım elbette ki “biz bunu hak ediyoruz, teker teker ölelim ve kimse önemsemesin” mesajı vermiyordu elbette. Kinayeli bir yolla “neden seni önemsemediklerini gör ve buna karşı bir şeyler yap” yazısıydı. Yani kitap oku, ülkende ölen insanları gündeme taşı, bilime önem ver yazısıydı. Siz, muhtemelen, zaten bunları yapan bir insansınız. Büyük olasılıkla o yüzden hayrete düştünüz. Ama siz (biz) ne yazık ki azınlığınız. Okuyan, sorgulayan, bilime inanan insanlar çoğunluk olduğu zaman, bu ülkedeki terör saldırıları da en az Paris’teki kadar tepki toplayacaktır, inanın.

      Saygılarımla

  8. Kemal
    18/11/2015

    Öncelikle yazınızda desteklediğim noktaların epeyce olduğunu belirterekten bu ülkede doğup, bu ülkenin değerleriyle büyümüş Ben’i rahatsız eden bazı noktalar hakkında eleştiride bulunma hakkını kendimde buluyorum. (İfade özgürlüğüne verdiğiniz değere güvenerekten.
    Büyüklerimiz “her zaman bardağa dolu tarafından bak” derdi. (Tartışma kültürüne sahip olduğumuz zaman bu sözün doğruluğunu da tartışmalıyız)Nitekim siz de yazınızda Batı’yı bize anlatırken büyüklerimizi dinlemişsiniz.Bardağın görünen kısmı gerçekten güzel şeylerle dolu.Bunları aktardığınız için teşekkürler.Fakat aynı hassasiyeti Doğu için de gösterseydiniz sizi alkışlayabilirdim bardağa bakma konusunda.Zira büyüklerimiz sadece batı için bakın dememiş şu bardağa. (Diyenler vardı/var)Madem bardakla başladım kırana kadar devam edeyim.Acaba doğudaki bardak boş mu?
    İçine koyacak su mu bulamadılar?
    Barajları mı kurudu acaba?
    Yoksaaa kara kediler tarafından kurutuldu mu?
    Giyotinden bahsettiniz çok az da olsa.Affınıza sığınarak küçük bir tavsiye; giyotin cezasının kimler için, kimler tarafından ve ne sebeplerle kaldırıldığını araştırmanız.
    Allıyıp pullayıp yazınıza konu ettiğiniz Batı’nın hepimizi kedere boğan terör eylemleri sonrasında “iyi oldu pis müslümanlara” şeklindeki açıklamalarını nasıl değerlendirdiğinizi merak etmekteyim.İslamofobiden devam edelim o halde.Sanat, medeniyet(şairin dediği gibi tek dişi kalmış canavar) ve ifade özgürlüğü gibi bazı kılıflarla bir dinin peygamberiyle alay edilmesini nasıl açıklarsınız.İnsan haklarıyla ilgili olduğunuzu bilerekten soruyorum mensubu olduğum dinin kutsal saydığı değerlere bu kılıflarla hakaret edilmesini nasıl karşılıyorsunuz?
    Tekrar ediyorum allıyıp pulladığınız Batı’ya karşı “sen tarih boyunca dünyaya ne verdin de ne istiyorsun” diyerek yerle yeksan ettiğiniz tarihimizden küçük bir örnek verelim.İstanbul’un fethi sonrası gayrimüslimlere dini açıdan nasıl yaklaşıldığını ve ne gibi özgürlükler verildiğini hatırlayalım.Yoksa bu yazınızı yazarken aklınıza mı gelmedi? Ya da Batı’daki o kütüphanelerde başka şekilde mi yazıyordu?Belirtmek isterim ki ilk fırsatta o kütüphaneleri ziyaret edeceğim.Yorumumda bazı sorular sordum cevabını merak ettiğim.Bunlara cevap vereceğiniz zaman yazınızın ilk dört paragrafındaki düşüncelere katıldığımı bilmenizi isterim.
    Elimden geldiğince ağır itham da bulunmamaya gayret ettim.Sürç-i lisan ettiysek affola

    • Serkan Köybaşı
      19/11/2015

      Kemal Bey,

      Takdir edersiniz ki, yazımın konusu itibariyle, ne giyotinin neden kaldırıldığından ne de peygamberlerin karikatürünün çizilmesinin yarattığı infialden bahsetmem mümkün olabilirdi. Hele 1453’ten sonra Osmanlı’da gayrimüslimlere tanınan haklar, hiç bu yazının konusu değil. Bunlar, ayrı ve daha ayrıntılı yazıların yazılmasını gerektiren konular. Beni bu yazıda ilgilendiren konuysa, Avrupa’nın o giyotinli tarihini geride bırakarak, insan yaşamının en büyük değer olduğu ve -dinî tabular dahil- ifade özgürlüğünün de temel bir hak olarak tanındığı ve benimsendiği bir medeniyete evrilebilmesi; Türkiye’nin ise, o bahsettiğiniz “şanlı” geçmişe rağmen bugün zayıf demokratik ve ekonomik sistemiyle, düşük eğitim ve öğretim seviyesiyle ne yazık ki bu yarışta geri kalmasıydı. Ben, Avrupa’daki bu evrimi takdir edip kendi toplumumun arkada kalmasını yeriyorum ve bu farkın nedenlerini ortaya koyup, onu kapatmak için uğraşıyorum. Siz böyle yapmayabilirsiniz. Sizin takdiriniz.

      Saygılarımla

  9. Okan
    18/11/2015

    Dediklerin bence mantıklı ve sağ duyulu değil. Avrupa ülkelerinin bugünkü refah ve gelişmişlik düzeyini sürdürmesi yine aynı ülkelerin zamanında aynı mentalite ile diğer ülkeleri sömürmesi ve beyaz adamın diğer insanlar üzerinde kurduğu hakimiyetten kaynaklı. Dolayısıyla olaya sadece güncel zaman olarak bakmak ve “adamlar avrupa” bakış açısı oldukça yanlış ve üzgünüm ama özenti. Yıllardır yurtdışında yaşıyorum ve açıkcası buradaki zihniyet hiç öyle oradan tarif ettiğin gibi değil, uzaktan yakından alakası yok. Irkçılık nedir, nasıl Avrupalılar ve diğer batı ülkeleri tarafından benimsenmiş bir kavramdır araştırmanı tavsiye ederim.

    • Serkan Köybaşı
      19/11/2015

      Okan Bey,

      Dediklerinizde büyük haklılık payı var. Ha ben de bir süre yurtdışında yaşadım ve hiç ırkçılığa maruz kalmadım, o ayrı. Ama Avrupa’da yaşayan arkadaşlarımdan çok hikâye dinledim. Ancak bu, yazımın konusundaki temel gerçeği değiştirmez: Bugün Avrupa ülkeleri refah ve gelişmişlik düzeyinde bizden ileri. Biz ise, bunun doğal bir sonucu olarak, daha gerideyiz. Avrupa’da insan hayatı daha önemli, bizde o kadar değil. Bu yüzden de, dünyanın Paris’teki terör saldırısına Ankara’dakinden daha fazla tepki göstermesi olağan. Demek istediğim bu.

      Saygılarımla

  10. cangokce87
    19/11/2015

    Bana ortadoğu’daki ülkelerden Libya’dan İran’a kadar hiçbir ülkenin demokrasiyi öğrenme fırsatını kazanarak, seçimlerle ya da sadece halk hareketiyle bir diğerine evrilebildiği kaç olay söyleyebilirsin? Demokrasi bir öğrenme sürecidir ve ortadoğu emperyal güçlerin egemenliğinde hep savrulup gidiyor. Şimdi yaptığın haksızlıkları sayayım.
    -Rönesans tarihini işaretleyerek avrupa’nın bok çukuru olduğu zamanları es geçemezsin.
    -Ortadoğu’yu üzerindeki projeleri görmeksizin değerlendiremezsin.
    -Türkiye dahil tüm müslüman toplumunu bir kast sisteminin alt elemanı gibi gördüğün için eşitliğe zaten inanmadığın için de zaten eleştirecek çok şey var.
    Ben avrupada yaşıyorum ve sana bir sürü ayrımcılık örneği sayarım ki insanlar Işid’e öyle kolayca katılmıyor rahat ol. Seninki bir başka tür kadercilik olmuş, onlar yapıyorsa doğrudur, biz zaten gerizekalıyızcılık…

    • Serkan Köybaşı
      19/11/2015

      Sayın yorumcu,

      Rönesans, adı üzerinde, “yeniden doğuş” demektir. Orta Çağ’dan çıkışlarına “yeniden doğuş” diyen bir toplumun Orta Çağ’ın kendisine çok olumlu bir anlam yüklemediği ortada. Dolayısıyla kimsenin o zamanları es geçtiği yok. Ortadoğu’daki veya Afrika’daki bazı toplumlarınsa kendi Orta Çağ’larından pek de çıkmak istemedikleri görülüyor. Fark burada sanki?

      Ortadoğu üzerindeki projeleri yaptırtmamak yine Ortadoğ halklarının elinde. Güçleri yetiyorsa o projeleri yırtıp atsınlar. Yetmiyorsa, neden güçlerinin yetmediğini sorgulasınlar. Yazının amaçlarından biri bu. Ancak sorgulama kültürü pek yerleşmediği için “her şeyin arkasında ABD var” gibi sığ yorumlarla gün kurtarılıyor. Tıpkı tüm trafik kazalarını da trafik canavarının yaptığı gibi.

      Yazımın tek bir noktasında “müslüman” kelimesi geçmemişken sizin geçirdiğimi iddia etmenizin iki nedeni olabilir: Yazıyı çok büyük bir önyargıyla okudunuz. 2) Bu konuda bir yaranız var ki gocunuyorsunuz. Başka bir seçenek varsa söyleyin.

      Son çıkarımınız da yanlış. Biz gerizekalıyız demiyorum. Bütün insanların beyinleri aynı kapasitede. Ama Batılılar kullanıyor, biz kullanmamayı tercih ediyoruz diyorum ve kullanmayı öneriyorum. Ama tercih sizin tabi.

      Saygılarımla

      • cangokce87
        20/11/2015

        sen ağır bi elitistsin. tek sıkıntın bu. cevap niteliğinde hiçbir şey yazmadan herkesi ”katılmıyorum” üzerinden cevaplayamazsın. neyse ya zaman kaybısın. hadi herkes yazabilir tabi sen de kendi lağımdan çıkma görüşlerini yazacaksın elbette

      • Serkan Köybaşı
        20/11/2015

        En azından “fikirlerinize katılmıyorum ama onları söyleyebilmeniz için hayatımı feda ederim” seviyesinde buluşabildik. Bu da güzel bir başlangıç.

        Saygılarımla

  11. egemen
    19/11/2015

    Herkesin ortak hatası: “Doğuyla Batıyı kıyaslamak”. Kıyasın sonu gelmez ve hiçbir sonuca varılamaz.

  12. Hady louie
    19/11/2015

    Ankara’da hayatını kaybeden insanlar “Eğitimli ve Kültürlü Barış Aktiviteleri”. Fransa’dakiler ise rastgele öldürülen “Normal Vatandaşlar”. Yazarın argümanını buraya uygularsanız Ankara’da hayatını kaybedenlerin hayatı “daha değerli”. Bu da kendine yabancı bir yazarın içinde olduğu bir Paradoks.

    • Serkan Köybaşı
      20/11/2015

      Sayın Hady Louie,

      Hangi argümanımı buraya uyguladığınızı hiç anlamadım. Ulaştığınız çıkarıma katılmadığımı söylememe bile gerek yok diyeceğim ama sanırım var. Çıkarımınıza katılmıyorum.

      Yorumunuz için teşekkürler.

      Saygılarımla

  13. guhiko
    19/11/2015

    Serkan Bey Merhaba,

    Öncelikle yazınızın ana fikrine tamamen katııyorum. Yapılacak pek çok şey, yürünecek uzun bir yol olduğunu düşünüyorum, hem dünya hem ülkemiz en çok da insanlık adına. İnsanlık tarihine kıyasla insanlığın geldiği nokta, bana her şeye rağmen umut veriyor. Binlerce yıllık geçmişin yanında bu kadar kısa zamanda insan hakları adına, eşitlik adına güzel mücadeleler verilmiş son yüzyıllarda. Açıkçası blogunuzdaki yorumlar, yorumlara yanıtlar da beni bu anlamda çok umutlandırdı. Uzun zamandır her ne kadar nezaketle başlasa da hakarete varan pek çok yorum okumaya o kadar alışmışım ki seviyeli tartışma ortamı gözlerimin patlamasını sağladı.
    Hem tüm yorumculara hem de yazınız ve yorumlara yanıtlarınız için size çok teşekkür ederim… Yeni yazılarınızı bekliyorum. İyi çalışmalar

    • guhiko
      19/11/2015

      Parlamasına 😊

    • Serkan Köybaşı
      20/11/2015

      Sayın Guhiko,

      Güzel sözleriniz ve yorumunuz için asıl ben teşekkür ederim. Ben de yorumlardan sonra, sizin gibi, daha bir umut doldum. Umarım her şey daha iyiye gider.

      Saygılarımla

  14. serdal koç
    20/11/2015

    Serkan kardeşim. Bravo çok doğru ve güzel bir yazı.

    Bu arada her tarafı basan taciz eden aktroller burayı da sarmış. onları takmayın kafaya :))

    Zaten o insanlar yüzünden fransız ihtilali çok zor bizim millette )))

    • Serkan Köybaşı
      20/11/2015

      Serdal Bey,

      Güzel sözleriniz için teşekkür ederim 🙂

      Yorum yapanlardan hiçbirinin Ak-Troll olduğunu düşünmüyorum. Onşarın seviyesizliğinin dibi gözükmüyor. Ha ben o şekilde saldırılmayı bekliyordum aslında ama… onlara kadar ulaşmadı demek yazı. Daha doğrusu onlara saldırma emrini verecek kişiye ulaşmadı. Gelen olumsuz eleştirilerin oldukça nazik ve ideolojik çoğulculuğun bir gereği olduğunu düşünüyorum. Hepimiz aynı düşünürsek dünya çok sıkıcı olmaz mıydı? 🙂

      Saygılarımla

  15. Petek Onaran
    20/11/2015

    Serkan Bey
    Sizi tanimiyordum ama yaziniz sizin kim oldugunuzu özetliyor.Sizin gibi öz elestiri yapabilecek kadar gelismis, baska bir kültürü degerlendirebilecek kadar bilgili , konuyu insani perspektiften bakacak kadar insancil gencler ile dolu olsa ülkemiz bugün cok baska yerlerde olurduk… Aferin size bana umut verdiniz
    Petek Onaran

  16. Petek Onaran
    20/11/2015

    DDDD

  17. serdal
    21/02/2016

    harika bir yazı. buradan akkoyunlar bir selam göndermek istiyorum. Eyy yüzde 49,5 midemizi bulandırıyorsunuz !

  18. Sibel Akın
    02/06/2016

    Merhaba,
    Pek çok yorum yapan kişi aksine ben bu yazıdan, Fransa hayranlığı değil, ülkemizi gerçeklerinin ironik bir şekilde anlatılışını gördüm. Sıcağı sıcağına yazılmasından kaynaklanan agresif tarzı ise kişileri yorum yapmak için harekete geçiren itici güç olmuş. Bazıları şiddetle yermiş olsa da bu seviyede bir tartışma görmek beni mutlu etti ve kaygı duyduğumuz entellektüel seviyemiz adına umutlandırdı. Yazarın her yoruma cevap vermesi de ayrı bir nezaket…
    Sibel Akın

    • Serkan Köybaşı
      02/06/2016

      Çok teşekkürler Sibel Hanım 🙂

      Saygılarımla

    • Ilhan Bagoren
      02/06/2016

      Eeee, cevap yazmadan birkaç nefes alın derler, siz 6 ay almışsınız Sibel Hanım, tabii sizinki çok daha soğukkanlı ve medeni okunuyor. 😉

      • Sibel Akın
        02/06/2016

        Aslında ben de tezcanlılardanım. 🙂 Ben yazıyı ve yorumları henüz bugün okudum.

Yorum yazmak ister misiniz?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 17/11/2015 by in Bunu yazmam gerek!, Düşünceler.

Bu blog'u takip etmek için mail adresinizi yazınız

Diğer 7.424 takipçiye katılın

Twitter’dan

%d blogcu bunu beğendi: