Gördüklerim, duyduklarım, düşündüklerim…

Los Angeles yangının gösterdiği: İklimin kırbaş etkisi sertleşecek

Bilim insanlarının onlarca yıldan beri uyardığı bir gerçek var: İklimimiz, yoğun şekilde petrol ve kömür gibi fosil yakıtlar kullandığımız için değişiyor. Burada değişiklikten kasıt, belli bir iklimden başka bir iklime geçiş değil. Asıl kastedilen, bugünkü uygarlığımızı kurmamızı sağlayan Holosen Dönemi’nin görece istikrarlı ikliminin, atmosferde biriken karbondioksit nedeniyle gittikçe istikrarsız ve öngörülemez hâle gelmesi.

(Bu yazı ilk olarak Aposto‘da yayınlanmıştır.)

Türkiye’de aynı anda birçok gündem maddesiyle boğuşuyoruz. Günlük ekonomik sıkıntılardan genç teğmenlerin tamamen hukuka aykırı şekilde ihraç edilmesine, Ekrem İmamoğlu’na açılan soruşturmalardan Marmara Denizi’nde yeniden görülen müsilaja, tutuklanan gazeteciler nedeniyle ihlal edilen haber yapma ve alma özgürlüğümüzden Kartalkaya’daki yangında sorumluların yargı önüne hâlâ çıkarılamamış olmasına kadar her gün başka bir şeye sinirleniyor, üzülüyor veya isyan ediyoruz.

Bazılarımız artık o kadar yorgun ki psikolojisini korumak için haber izlemeyi tamamen bıraktı, bazılarımızsa kalan son enerjisiyle muhalefet partilerinde (ve tabi özellikle CHP’de) bir umut ışığı yakalamaya çalışıyor. Tüm bu hengame içindeyse, sorunların en büyüğüyle, bir başka deyişle, sorunların sorunuyla ilgilenmeye fırsatımız olmuyor. Bir nevi “ağaçlara bakmaktan ormanı görememe” durumu. Evet, iklim değişikliğinden bahsediyorum. Biz günlük endişelerle oyalanırken iklim hızla ve gümbür gümbür değişiyor. Üstelik bu, şahit olduğumuz hiçbir soruna benzemiyor. Tarihte çok savaş, ekonomik kriz, otoriter yönetim, işkence, katliam gördük fakat tüm insanlığın varoluşunu tehdit eden bir sorunla ilk kez karşılaşıyoruz. Belki biraz da bu yüzden görmezden geliyoruz. Ancak o bize kendini giderek daha fazla ve güçlü biçimde hatırlatıyor.

Los Angeles’ta artık Trump’ın iktidara gelmesinden daha önemli endişeler var

Evet, coğrafya kader. Bu lafı genelde, dünyanın başka bir yerinde doğsaydık daha güzel bir hayat yaşayacağımız iddiasıyla söylüyoruz. Tabii buradaki “başka yer”den kasıt sadece zengin, müreffeh ve demokratik Batı ülkeleri (günümüzdeki popüler ifadesiyle Küresel Kuzey). Yani dünya nüfusunun yaklaşık 15’te 1’i. Doğacağımız coğrafyayı seçme şansı verilse, muhtemelen hiçbirimiz Afrika, Rusya, Hindistan veya Latin Amerika’yı seçmezdi. Eğer gündemi BBC’nin uluslararası haberlerinden takip ediyorsanız, her gün pek çok ülkede Türkiye’de olanların on katının yaşandığını biliyorsunuz demektir. O yüzden, ülkemizin hâlini düzeltmek için mücadele etmenin yanında biraz da hâlimize şükretmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Geçen haftalarda gündemi meşgul eden Trump’ın iktidardaki ilk icraatları ve Los Angeles yangını, Batı’da da işlerin artık hiç de yolunda gitmediğini açıkça gösterdi. Los Angeles, demokratların ağırlıklı olduğu California eyaletinde. Bu nedenle, şehirdeki genel ruh hâli Trump’ın yeniden Başkan seçilmesi nedeniyle zaten oldukça depresifti. Fakat 7 Ocak’ta başlayan ve Santa Ana rüzgarlarıyla bir anda şehrin en zengin mahalleleri dahil pek çok bölgesini yakıp kül eden yangınlar asıl endişe edilmesi gereken sorunu bir kez daha hatırlattı.

İklim değişikliği göz göre göre geldi

Bilim insanlarının onlarca yıldan beri uyardığı bir gerçek var: İklimimiz, yoğun şekilde petrol ve kömür gibi fosil yakıtlar kullandığımız için değişiyor. Burada değişiklikten kasıt, belli bir iklimden başka bir iklime geçiş değil. Asıl kastedilen, bugünkü uygarlığımızı kurmamızı sağlayan Holosen Dönemi’nin görece istikrarlı ikliminin, atmosferde biriken karbondioksit nedeniyle gittikçe istikrarsız ve öngörülemez hâle gelmesi. Aşırı ve düzensiz hava olaylarının yeni bir normal oluşturduğunu daha önce burada yazmıştım.

Los Angeles’ta da bu oldu. Şehir aslında hem sıcak havalara hem de Santa Ana adı verilen Batı yönlü güçlü ve sıcak rüzgarlara alışık. Bu sefer farklı olan, geçen iki senenin son derece yağışlı geçmiş olması. Öyle ki 2022-2023 yıllarındaki yağışlarda dağ kasabaları kar altında kaldı, vadiler sellere teslim oldu ve onlarca toprak kayması yaşandı. Geçen kış da bu kadar olmasa da oldukça yağışlıydı. Görece kurak bir coğrafyada biraz fazla yağmur ve kar yağmasını olumlu bir gelişme olarak görebilirsiniz ancak değil. Yağışlarla artan ot ve çalılar, bu sene yaşanan kuraklıkla kurudu ve yangınlar için muazzam bir yakıt hâline geldi. Küçük bir kıvılcımla tutuşan bu bitki örtüsü, Santa Ana’nın fırtına gücüne varan şiddetiyle bir anda şehri kuşattı ve yuttu.

İklimin kırbacı sırtımıza giderek daha fazla inecek

Daha önce Doğu Afrika ve Pakistan’da yaşanan sellerde, Avrupa ve Çin’de görülen kuraklıkta karşımıza çıkan ancak Los Angeles’taki bu son yangınlarla gündeme gelen bu duruma “kırbaç etkisi” adı verilmekte. Kısaca açıklamak gerekirse, ısınan atmosfer giderek daha fazla suyun buharlaşmasına neden oluyor. Göl ve nehirlerin yanında deniz ve okyanuslardan da daha fazla su buharlaşıyor. Bu, elbette, dünya genelinde kuraklığı artırıyor. Ancak bunun yanında, atmosferde biriken bu su, belli şartlar biraraya geldiğinde bir anda yere iniyor ve bu sefer yıkıcı yağış ve sellere neden oluyor.

Örneğin, bu satırları yazdığım sırada Avustralya’nın Kuzeybatısındaki Queensland eyaletinde son 60 yılda görülmemiş bir yağış yaşanmakta. Bazı bölgelere sadece iki gün içinde düşen yağmur miktarı 130 santimetre! Ülkenin en önemli karayolu yer yer çöktü, can ve mal kayıpları var. Geçen senelerde Almanya’da yaşanan ve yüzden fazla kişinin ölümüne yol açan seller de hidroklimatik kırbaç etkisinin bir sonucuydu. Bilim insanları, aşırı sıcak ve aşırı yağışlı hava arasındaki bu hızlı geçişlerin dünya çapında giderek artacağını belirtiyor. Bunun çok basit bir nedeni var: Fosil yakıtları yakmaya ve böylece küresel ısınmayı artırmaya devam etmemiz.

Yaşanan felaketlerle iklim değişikliği arasındaki bağlantı

Bazıları “bu tür şeyler eskiden de yaşanıyordu, tutturmuşsunuz bir iklim değişikliği, her şeyin sebebi o!” diyebilir. Bu itirazda iki açıdan haklılık payı var. Öncelikle, iklim değişikliğinden kaynaklanan felaketlerde ortaya çıkan hasar ve hak kayıplarının sorumlusu iklim değil, iktidarlar. Çünkü hem bugüne kadar ekonomik büyüme uğruna fosil yakıtların yakılmasına göz yumdular ve hatta bunu teşvik ettiler hem de bilim insanlarının uyarılarını görmezden gelerek yaşanan bu felaketlere karşı yeterli önlemleri almadılar. O yüzden, kuraklık ve seller gibi afetlerde veya gıda ve su savaşları gibi çatışmalar nedeniyle başınıza bir şey geliyorsa bunun hesabını iktidardan sormanız gerekiyor.

İkinci olaraksa, doğru, doğal afetler eskiden de yaşanıyordu. Tarih bize çeşitli zamanlarda kuraklıkların da sellerin de yaşandığını gösteriyor. Ancak bugün yaşanmakta olan, bunların sıklığının giderek artması ve giderek daha az öngörülebilir bir hâl alması. Biraz önce sözünü ettiğim araştırmaya göre bugün dünya genelinde kırbaç etkisi, 1950’lere göre %31 ila %66 oranında daha fazla görülmekte. Eğer bir an önce fosil yakıtları terk etmezsek bu oran ileride daha da artacak.

Los Angeles yangınına dönecek olursak, iklim değişikliğinin, yangının bu şekilde yıkıcı bir güce ulaşmasına neden olan şartların ortaya çıkmasını %35 oranında artırmış olduğu hesaplanmakta. Bir başka deyişle, iklim değişikliği olmasaydı da bu tür bir yangın ortaya çıkabilirdi ancak şimdi bu yangının ortaya çıkma şansı %35 daha fazla ve bu oran her geçen gün artmakta.

ABD bile bu tür felaketlere hazır değil

Los Angeles yangınıyla birlikte ortaya çıkan bir durum da ABD gibi dünyanın en büyük ekonomisine sahip bir ülkenin bile, en zengin şehirlerinden birini korumak için yeterli hazırlığı yapmamış olduğu. Yangının başlamasının ardından yapılan tahliye çağrısı, arabaya bağımlı bir şehirleşmeye sahip Los Angeles’ta yolların kilitlenmesine neden oldu. İnsanlar araçlarını geride bırakıp yaya olarak kaçmak zorunda kaldı. Bunun nedeni, öncesinde düzgün bir tahliye planının yapılmamış olması.

Onlarca milyon değerindeki binlerce evin bir anda yanması nedeniyle sigorta sistemi kilitlendi. Toplamda 250 milyar dolarlık bir hasarın yaşandığı Los Angeles’ta sigorta şirketlerinin yapması gereken ödemenin 30 milyar doları bulacağı tahmin ediliyor. Bunun hem ülke ekonomisine hem de şirketlerin ödeme kapasitesine büyük bir yük getirdiği ortada. Üstelik bundan sonra daha fazla insan yangınlara karşı sigorta yaptırmak isteyecek. Oysa daha şimdiden bazı sigorta şirketleri yangınlara yatkın California’yı terk etmeye başladı.

Bir diğer önemli sorunsa ülke içi göç. Bilim insanlarını dinleyip California’dan ayrılan ve ABD’nin iklim değişikliğinden daha az etkilenecek Orta-Kuzey bölgelerine göç edenler zaten vardı. Bu durum hâlihazırda özellikle küçük şehirlerin nüfus idaresinde sorunlar çıkarmaya başlamıştı. Şimdi hem evlerini kaybedenler hem de ileride kaybetme korkusuyla hareket edenler daha büyük bir göç dalgasına neden olacak gibi görünüyor. Ancak ortada bu konuda hazırlanmış ulusal bir plan henüz yok. İklim değişikliğini inkar eden Trump yönetimi döneminde de hazırlanacak gibi durmuyor.

2021 yazında yaşanan Milas yangınlarından

Başımıza gelmeden harekete geçmeliyiz

İklim değişikliği uzakta bir yerlerde değil, her yerde ve bugün yaşanıyor. Buna bağlı olarak, felaketlerin kimi ne zaman vuracağı belli değil. Bununla birlikte, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Doğu Akdeniz havzasının giderek artan biçimde kuraklık ve aşırı yağışlara maruz kalacağı bilim insanları tarafından ortaya konmuş durumda. Geçen senelerde Akdeniz Bölgesi’nde yaşadığımız orman yangınları bunun bir göstergesiydi.

İleride yaşanacak kuraklık, orman yangınları, aşırı yağışlar ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkacak can ve mal kayıpları ve gıda zincirindeki kırılmalara karşı bugünden önlem almak iktidarın öncelikli sorumluluğu. Halk olarak biz de ısrarla bu sorumluluğu hatırlatmalıyız. “O kadar sorunumuz içinde sıra buna gelmez” demeyin. Gelmeli. Alınmayan önlemler nedeniyle beklemediğiniz bir anda evinizi, malınızı ve hatta sevdiklerinizi kaybettiğinizde diğer sorunların aslında o kadar da önemli olmadığını göreceksiniz. Nitekim Los Angeles’lılar için şu anda ne Trump ne daralan özgürlükleri ne de başka bir şey önemli. Tek dertleri yeniden başlarını sokacakları bir eve sahip olmak ve tekrar ayağa kalkabilmek.

Yorum yazmak ister misiniz?

Bu blog'u takip etmek için mail adresinizi yazınız

Diğer 855 aboneye katılın

Twitter’dan