Gördüklerim, duyduklarım, düşündüklerim…

“İklim Değişikliğine Karşı Yeşil Anayasalcılık” – Kitap Tanıtım Yazısı

Herkese selamlar,

Uzun zamandan beri blog’a yeni bir yazı giremedim. Bu uzun aranın nedeni, şu anda okuduğunuz bu yazıyı girmeye çalışmamdı. 2023 yılının Şubat ayında başlayan, giderek artan ve Haziran’ın ortasından itibaren “bir homo sapiens’in bu kadar çalışma kapasitesi olduğunu bilmiyordum” diyeceğim bir seviyeye ulaşan yazım sürecinin ardından Eylül ayının başında “İklim Değişikliğine Karşı Yeşil Anayasalcılık” kitabımı tamamladım. On İki Levha Yayınları’ndan basılan kitap şu an satışta.

Beni tanıyanların bileceği üzere, üniversite yıllarımdan beri her zaman ekolojiye, doğaya ve yeşil politikaya ilgim oldu. Hatta 2008-2012 yılları arasında Yeşiller Partisi’nde aktif olarak siyaset yaptım. Bu çerçevede 2011 yılında TBMM Uzlaşma Komisyonu’nun girişimiyle başlayan yeni anayasa yazım çalışmalarına katkı sunmak için kurulan Ekolojik Anayasa Girişimi’nin de bir parçasıydım. Ancak daha sonra bir şeyleri değiştirmenin -en azından şimdilik- politikadansa akademik çalışmalarla daha mümkün olduğunu düşünerek, uzmanlık alanım olan anayasa hukukunun, doğanın ve hayvanların korunması konusunda nasıl daha etkili olabileceği üzerine kafa yormaya başladım. Önce, temel haklar konusunda insanın tekelini kırmamız gerektiğini iddia ettiğim iki makalede (tam metin olarak burada ve burada), hayvanların anayasal olarak hak öznesi olarak kabul edilmesini savundum. Ardından, bu çalışmaları bir atlama tahtası olarak kabul ederek, ekolojik dengenin korunmasında anayasa hukukunun rolünün ne olabileceğine dair okumaya ve düşünmeye başladım. 2010’ların ikinci yarısından itibaren iklim değişikliğinin etkilerinin daha görünür hale gelmesiyle birlikte, bu konuda çok sayıda eser yayınlanmaya başlandı. Sosyal bilimlerde, özellikle siyaset ve ekonomi alanlarında iklim değişikliğinin nedenleri ve sonuçlarına ilişkin yayınlanan makale ve kitaplara her gün onlarcası eklenirken hukuk alanında bu sayı çok sınırlı kaldı. Oysa iklimin değişmesine neden olan faaliyetlerle hukuksal düzen arasında çok yakın bir ilişki vardı ve bu durum ortaya konmadan ekolojik dengenin bozulmasının nedeni tam olarak teşhis edilemezdi. Bu konudaki düşüncelerimin oluşmasında Fritjof Capra ve Ugo Mattei’nin “Hukukun Ekolojisi” kitabı çok etkili oldu. Ancak yazarlar bu kitapta konuyu daha çok hukuk felsefesi boyutuyla ele almış, anayasa hukukuna neredeyse değinmemişti. Bunun üzerine, zaten artık zamanı gelmiş olan doçentlik kitabını bu konuda yazmaya karar verdim.

2017 yılından sonra yoğunlaşan okumalarım beni, öncelikle, iklim değişikliği gibi bir konunun sadece tek bir açıdan analiz edilemeyeceği sonucuna götürdü. İklim değişikliği öyle karmaşık bir mesele ki anlayabilmek için fen bilimleri, siyasal tarih, devlet kuramı, hak teorisi, adalet felsefesi ve elbette ekonomi alanlarında okumalar yapmam gerekti. Öyle zamanlar oldu ki kendimi, aylarca iktisat tarihi, nabüyüme (degrowth) kitabı veya Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli raporu okurken ve anlamaya çalışırken buldum. Elbette çok zorlandığım anlar oldu, ancak bugün baktığımda tüm bunların beni geliştirdiğini ve dar hukukçu bakış açımı genişlettiğini görüyorum.

Haziran’dan Eylül’e, sabah 6’dan akşam 10’a çalışma ortamım.

Bu çerçevede kitap, klasik bir anayasa hukuku kitabı değil, çok disiplinli bir çalışmanın ürünü. İçinde hukukun dışında tarih, siyaset, ekonomi ve biraz da fen bilimleri var. Elbette iklim değişikliğiyle bağlantılı olduğunu düşündüğüm ve bulabildiğim tüm anayasa hükümlerine ve anayasa mahkemesi kararlarına kitapta yer verdim. Ancak burası kitabın sadece son bölümünü oluşturdu. Öncesindeyse, bugünkü modern devletin üzerine kurulduğu kapitalist ekonomik düzeni ve iklim değişikliğiyle büyümeye dayalı bu düzen arasındaki ilişkiyi analiz etmeye çalıştım. Bu kısımda vardığım sonuç, iklim değişikliğinin çözümünün kapitalizm içerisinde bulunamayacağı oldu. Kitabın ikinci bölümündeyse, bu varoluşsal soruna ilişkin bir çözüm önerisi olarak “yeşil anayasalcılık” kavramını geliştirmeye çalıştım. Bu kavram, “ekolojik anayasa” olarak adlandırılan bazı anayasa metni değişikliklerinin ötesinde, içinde bulunduğumuz örgütlenme biçiminde yapısal dönüşümler öngören, iklim değişikliğine nede olan faaliyetlerin, yaşam hakkı çerçevesinde sınırlanması ve hatta engellenmesini amaçlayan ve bunu yaparken yaşam hakkını da insan-ötesine taşıyan bir anlayış. Son 30 yılda doğa bilimlerinde görülen dönüşümü hukuksal düzene yansıtma gayreti içerisinde olan bu yaklaşım, doğru bildiğimiz yanlışların sorgulanmasını ve değiştirilmesini hedefliyor. Bu çerçevede ikinci bölümde, sadece insanın değil, insanın da bir parçası olduğu doğanın merkezde olduğu; sürdürülebilirliğin temel ilke olarak algılandığı; hayvanların ve doğal varlıkların da hak öznesi olarak tanındığı; doğayla uyumlu bir ekonomik modelin temelini oluşturan ve iklim adaleti anlayışı üzerine kurulu bir anayasal düzenin nasıl kurulabileceğine ve bu konuda özellikle de yüksek mahkemelerin nasıl bir rol üstlenebileceğine/üstlenmesi gerektiğine dair düşüncelerimi aktardım.

Kitabın sadece hukukçulara değil, herkese ve özellikle de gençlere hitap edebilmesi için dilini sade tuttum. Sıkıcı ve aristokrat bulduğum hukuk dilinden, ağdalı cümlelerden ve -dır/-dir’le biten ifadelerden kaçınmaya özen gösterdim. Çünkü olabildiğince geniş bir kitleye hitap etmem gerekiyordu. Evet, kitabı yazarken doçentliğe başvurma hedefi beni motive etti. Ancak bu çalışmayı yaparkenki asıl amacım, iklim değişikliğine karşı çözümsüz olmadığımızı, onu durdurmak için hâlâ zamanımızın olduğunu, ama bunun için sadece hukukçuların değil, herkesin derhal ve güçlü şekilde harekete geçmesi gerektiğini düşünmem.

Herkesin hayatında onlarca sorun olduğunu bilmiyor değilim. Ama bence, iklim değişikliğinden daha önemli bir sorunumuz yok. Çünkü geleceğimiz ve varlığımız iklim değişikliğini durdurabilmemize bağlı. İklimin dengesini kaybettiği bir Dünya’da diğer hiçbir sorunun pek bir önemi kalmayacak. Umarım bu kitap okuyucusuna ulaşır ve karşı karşıya bulunduğumuz bu varoluşsal tehlikeyi bertaraf etme mücadelesine küçük de olsa bir katkıda bulunur.

Yorum yazmak ister misiniz?

Bu blog'u takip etmek için mail adresinizi yazınız

Diğer 856 aboneye katılın

Twitter’dan